
Bio-enformatik (Bio-informatics)
Bio-enformatik (bio-informatics), adaptasyon ve kendi kendini regüle etme (onarma) sürecinde, yüksek verimlilik içeren ve çok efektif olan Bio-sibernetik Regülasyon Terapisi (BRT) aracılığıyla cell com sürecine yardımcı olacak zemini yaratmaktadır. Bu dengenin yerinde ve düzgün bir iletişim aracılığıyla sağlanmasıyla beden sadece çevresel faktörlerin uyarıcı etkisine tepki vermekle kalmaz aynı zamanda vücudun “kendi kendini onarma ve iyileştirme” sürecine yardımcı olur. Organizmayı BRT aracılığıyla dengelemek için gerekli olan sayısız olanak ve olasılıklar ve tüm organizma üzerinde etkili olan metabolik kompleksite son 25 yıl içerisinde keşfedilmeye ve anlaşılmaya başlanmıştır.
Organizmanın en önemli fonksiyonlarından biri de adapte olabilme ve kendi kendini regüle edebilme (self-regulate) özelliğidir. Bedenimiz sayısız lokal/çevresel değişikliklere enstantene (instantaneous) olarak kendini ayarlamak ve adapte etmek durumunda olduğundan dolayı, iç organlarımız, dokularımız ve alt-sistemlerimiz (sub-systems) yüksek orandaki biyokimyasal reaksiyonları- saniyede 500 trilyon biyokimyasal reaksiyon- ve insan yaşamının homodinamik dengesi için gerekli olan aktiviteleri senkronize edebilmek için üst düzeyde kesinlik içeren yoğunlukta bir komünikasyon (iletişim) içerisinde hareket eder.
Biorezonans Terapisi (BRT) bio-feedback (biyo-geri bildirim/besleme) mekanizması üzerinden işler ve iyileşme sürecinde organizmanın elektromanyetik (EM) sinyallerini veya unsurlarından bazılarını kullanmak kaydı ile işlev gösterir. Foto-çarpan/çoğaltıcısı (photomultiplier) ve sayısız orandaki yüksek çözünürlüklü spektrum analizleri aracılığıyla doğrudan sinyal sisteminin elektromanyetik doğası ancak 1970’li yıllarda incelenmeye başlanmıştır. Elektromanyetik (EM) sinyaller, hücre düzeyinde bir saniyede (1sn) meydana gelen “7000” farklı kimyasal reaksiyonu tanımlayan ve koordine eden doğrudan, hızlı ve yüksek verimlilikte ki iletişim şeklidir. Daha önceden nöral (neural) ve hormonal sistemler aracılığıyla keşfedilmiş olan yol ve yöntemler bu derece yüksek yoğunluktaki bir iletişim ağını ve sürecini yönetmekte yetersiz kaldığı gibi sinir sistemi sadece ve sadece saniyede 20 metrelik sinyal kapasitelerini idare edebilme gücüne sahiptir. Bu oran çok düşük ve yavaştır. Bunun yanı sıra, hormonal sistem, hücreler ile iletişim içine geçebilme ve idare edebilme hususunda kesin olmayan eksik bir potansiyele sahiptir. 1975 yılında, Alman bilim adamı “Fritz Popp” DNA’nın endojen hızlandırıcıların (pacers); organizma içerisindeki elektromanyetik (EM) iletişimi gerçekleştiren öncelikli yapı olduğunu keşfetmiştir. Bu keşif Fritz Popp’un gerçekleştirmiş olduğu iki devrimsel nitelikli keşiften biri olmuştur. Vücuda elektromanyetik (EM) sinyaller aracılığıyla foton yayılımı yapıldığında DNA organ, doku, hücre ve alt-sistemlere (sub-systems) ritim ve harmoni içerisinde çalışmalarına yönelik talimat vermektedir.